Sonsuz zaman içerisinde birinin benim yerime yazması için beklerken baktım ki kimsenin geldiği ve yazmaya çalıştığı yok. Benim ömrüm için sonsuz zaman düşündüğümden daha uzunmuş galiba. Şaka bir yana, bir önceki yazıdan geçen bu sürede hem istekli hem de olağandışı durumlardan ötürü yazamasam da yazmak için iyi bir süre dinlendiğime inanıyorum. Bu sürede oldukça fazla belgesel, film ve dizi tüketmemin yanında Dark gibi izlemesinin insanı yorduğu bir diziye bile başladım. Başladım demek biraz garip olur çünkü son 3 bölümü kaldı bu yazıyı yazdığım sıralar. Tam anladım artık işin sonuna gelinsin ve her şey açıklansın dediğiniz anda işe yeni bir değişken daha ekliyor oluşu sizi dizinin her anında şoka uğratıp kendini izletiyor olsa da oldukça fazla dikkat istediği de bir gerçek. Neyse, Dark konuşmaya gelmedim; biz konumuza geçelim.
İhtiyaç mı, Dayatma mı?
Teknolojinin gideceği yöne kimin karar verdiğini bilmek güç; gerçekten ihtiyacımız olan konularda mı yoksa belirli bir zümrenin ihtiyacı olan konularda mı büyüyoruz, bunu bilemiyorum. Teknolojik gelişmeler hayatımızı çoğu alanda oldukça fazla kolaylaştırmış olsa da bunların yanında getirdiği olumsuz etkiler de yadsınamaz.
Son dönemlerde konuşulan ekran bağımlılıklarını bundan bir asır önce birine anlatmaya çalışsak "Ne diyor bu?" derdi muhtemelen veya yapay zeka işimizi elimizden alacak diye sızlanan insanları Sanayi Devrimi öncesi bir köylüye söylesek "Eee daha ne istiyorsun, yat, iç, eğlen." derdi diye düşünüyorum. Çalışmaya ve tüketmeye olan bağımlılıklarımız, kendi türünün yaptığı gelişmelere aynı hızda ayak uyduramayan beynimiz için hiç de normal değil. Modern insanın çoğu sorunu kendine özgü gibi dursa da temel noktalar aslında kendi doğasına çıkıyor.
Her zaman (halkın bütün kesimi için söylüyorum yoksa güç ve maddi durumu iyi olan o küçük topluluk hiçbir zaman bu sıkıntıyı yaşamıyor) beslenme konusunda sıkıntı yaşayan insanlık, bugün hâlâ Dünya'nın her yerinde bunu sağlayamamış (veya sağlamamış) olsa da en azından çoğu yerde temel açlık düzeyinin üstünde gelişim sağladı. Yani en azından şu anda bütün dünyanın nüfusu olağanüstü artmış olsa bile hepsini doyurabilecek kadar gıda üretiyoruz; bunun dağıtımında problem yaşasak bile.
Hatta kendimizi öylesine kaptırdık ki son 50 senedeki en büyük problemlerden biri obezite problemi oldu (gelişmiş ülkelerde başlayıp daha sonra dünyanın çoğu yerinde). Bu problemin en büyük nedeni insanın kendini tutamaması değil. Obezite sadece bireye yüklenilemeyecek düzeyde geniş kapsamlı bir sorun. Mesela kolayca alışveriş yapabileceğimiz marketlerden alabileceğimiz ürünlerin yüzde kaçına yararlı diyebiliriz? Bütün dünyayı doyurabilecek kadar gelişen gıda sektörü, neden insanı aynı zamanda bu gıdalara bağımlılık yapacak şekilde de gelişti? Bir memelinin şekerli atıştırmalık istemesini onun tekil sorunu olarak hapsedip yediği her tatlıda onu pişman ettirecek şekilde kim tasarladı? Günün yarısını çalışarak geçiren insanları kalan dar vakitlere mahkûm edip, sonra da onları zararlı atıştırmalıklar tüketmeye yönlendirerek pişmanlık döngüsüne hapsediyorlar.
Bağımlılık Tuzağı
Hadi gıda konusunda sizi tam ikna edememiş olayım, bir başka konuya geçeyim. Başta daha fazla insanı tanıyıp sosyalleşmeyi artırmak amacıyla çıkan uygulamalar neden birden günde 6-7 saat bizi o ekrana kilitleyip çoğu işimize el koydu? Yeni partner bulmak için çıkan "flört uygulamaları" neden hiçbir zaman o hayatınızın aşkını size buldurmuyor?
Bu konuyu da asıl konu için örnek olsun diye verdiğimden detaya başka bir yazıda değineceğim ama şunu anlamalıyız ki iki alanda da önemli olan ya da öncelikli hedef olan bizim sağlığımız ve mutluluğumuz değil. Tabii ki size saf rahatsızlık ve acı vermiyorlar; zaten böyle olsa bunları kullanmazsınız. Ama şu anda kötü alışkanlık dediğimiz (kumar, sigara, uyuşturucu vb.) hiçbir bağımlılık zaten size saf rahatsızlık ve acı vermez. Hepsinin ortak noktası onu yaparken aldığınız keyiftir. Hepsi size o işi yaparken sizi o bağımlılığı sürdürecek kadar keyif verir. Siz bunun problemini uzun vadede, verdiği keyfin katbekat kötüsü olacak şekilde görürsünüz.
Başta "Okuldan daha fazla insanla tanış ve sosyalleş." diye çıkan uygulamalar, bugün sizden daha fazla veri toplayıp size daha fazla reklam sunabilmek için "Nasıl biraz daha uygulamaya baktırırım?" yarışındalar. Evet, belki de hiçbirisi size bu uygulamaları kullanın diye kafanıza silah dayamıyor ama eğer böyle düşünüyorsanız lütfen 1 hafta boyunca bütün sosyal medya uygulamalarına girmemeyi dener misiniz? Kafanıza dayalı o hayali silahı hissettireceğine inanıyorum bu sürenin. Ben teknolojinin çıktığı noktayla devam ettiği noktanın bizi düşünmeden ilerlediğine yeteri kadar örnek verdiğime inanıyorum ve buradan gelmek istediğim asıl konuya gelmek istiyorum.
(İşe) Yaramaz Zekâ (YZ) / Afunctional Intelligence (AI)
Yukarıdaki örnekler birçok sektörde çoğaltılabilir. Fayda getirmekle başlayıp gerçekten de fayda getirse bile sadece onunla kalmayıp açgözlülükler yüzünden bizlere büyük zarar veren alanlar... Yapay zekânın da böyle olmasından korkuyorum ki zaten yapay zekâ çıkar çıkmaz böyle başladı. "İşimizi elimizden alacak." sözü şu sıralar pek popüler. Çoğu insanın aksine almasını görmeyi talep etsem de kendisini geliştirdiği alanlar konusunda endişeliyim.
Öncelikle tabii ki de bazı işlerimizi elimizden alacak, bu amaçla geliştiriyoruz zaten ve teknolojiye de "Sadece şu alanlarda ilerlesin, diğer alanlarda dursun." demek pek mantıklı değil; onu da kabul ediyorum. Fakat yapay zekâ kendi gücünü topluma gösterirken gerçekçi çizim yeteneği ve video üretmesiyle öne çıkıyorsa bu birkaç soru işareti çıkarır. Bana yardım etmesini istediğim konu video üretip hikâye yazması mı? Belki de insanı diğer canlılardan ayıran o yaratıcılık alanlarına bu denli saldırılmasının arkasındaki sebep ne? Yapay zekâdan istediğimiz, yapmak zorunda olduğumuz ama yapmaktan keyif almadığımız işleri (çamaşır ve bulaşıkları yıkamak gibi) yapması mı yoksa robotik bir Nolan mı arıyoruz?
Tekrardan söylüyorum; bu alanlara da sıçramasında problemim yok, yeni teknolojiler her sektörde kendini gösterecek, bu doğal. Benim çekincem, uzun vadede yapay zekânın bizden aldığı işlerin zekâ ve yaratıcılığımıza ihtiyaç olan alanlar olmasında. Zaten benim "İşimizi elimizden alacak." korkusu taşımama nedenim de bu. Çoğumuzun yaptığı işler aslında kendi zekâmızı (insan türü olarak zekâmızı) ön plana çıkarmadığımız, Graeber'ın bullshit jobs (tırışkadan işler) dediği işler (O kitapta özel sektörün de verimli olma gayesi gütmeden boş yere iş üretmesi üzerine konuşuyor, bu konudan biraz daha farklı). Kendi zekâmızı ön plana koymadığımız işleri eğer gerçekten denildiği gibi alabilirse (ki ben bunu temenni etsem de alacağına inanmıyorum) bir sorun yok.
Tırışkadan İşler ve Bireyselleşme
Ama benim düşündüğüm gibi bu işleri elimizden almayıp yeni tırışka işler üretir ve bizleri buna mahkûm ederse, galiba o zaman gerçekten bugünden de daha kötü bir dünya nasıl olur onu bize gösterir. Hayal etmekte bile zorlandığım derecede distopik. Kendi zekamla öngördüğüm; tüm insanların daha da bireyselleştiği, bununla beraber söz haklarının daha da değersizleştiği ve önlerine konulan o önemsiz geleceğin kendilerine özgü olduğuna dair inandırılmaları.
Bugün diyoruz ya "Herkes kendinde olanı çok özel sanıyor.", bu daha başlangıç. Sen kendi beynini belirli algoritmalarla yönetilen beyne devrettiğin anda (hayatta yaptığın iş anlamında), önüne gelen her şey daha da sana özel olacak. Şu an sana özel haberlerle inandığınız o salak haberlerin yanına bir de size özel üretilmiş o tırışka işler... Midemi bulandıracak düzeyde karanlık duruyor.
Belki öngördüğümün aynısı olmayabilir ama bu, bizim iyiliğimizi düşünmeyen şirketlerin, patronların ve güç sahiplerinin eline bırakılmaya devam ettiği sürece (en azından dizginlenmediği müddetçe) kimin dediği gibi olduğunun önemi olmayacak düzeyde felaket olur. Umutsuz değilim ama bunun bir sorun olacağını görmeyip bu sektörü regüle etmediğimiz sürece felaketin kaçınılmaz olduğuna inanıyorum.
Çobanlar, Koyunlar ve Regülasyon
Regülasyon kelimesinden irite olan liberal arkadaşlara da küçük bir dipnot: Kimseye vermek istemediğiniz o özgürlüğünüz bir grup züppenin parmak uçlarında. Bu gücü dizginlemeyi veya ele almayı üstten beklemek hiçbir zaman işe yaramadığı gibi yine yaramayacak. Ağlamayan bebeğin sorununu hiçbir ebeveyn nasıl anlamıyorsa, kendi sorununu bazen ağlayarak bazen de ısırarak gösteren bebekten ilham alarak sorunlarımızı alttan yukarıya doğru çözecek biçimde birleşmeliyiz (BU YAŞADIĞIMIZ HER SORUN İÇİN).
Aynı zamanda güç sahipleriyle olan ilişkilerimizin de örneğini verdiğim ebeveyn-çocuk ilişkisi gibi değil, koyun-çoban ilişkisine benzediğini de aklımızdan çıkarmamalıyız. Sorunları dile getirirken bizi her daim gütmeye çalışanlara bazen taşkınlık da çıkarmak gerekir ki bizim istediğimizin güdenin değişmesi değil, bu ilişkinin bizi önceleyen hâlde olmasıdır.
Her yeni gelişmenin getirdiği o sorunlar anlatıldığı gibi küçük bir fedakârlık değil; onların çıkarları için bize karşı oluşturdukları güçten ibaret. Sizin sosyalleşmek için kullandığınız uygulamalara bağımlı olmanız büyük ölçüde sizin hatanız değil; siz bağımlı olun diye çabalayan, milyarlar kazanmasına rağmen "Nasıl bir fazla kazanırım?" diyen açgözlü bir avuç domuzun istekleridir. Tarihin hiçbir döneminde bu kadar serbest bırakılmamış bu şirketleri "Onlara daha fazla serbestlik tanımalıyız." diyerek çözeceğine inanan kör ve ahmak insanlara da kulak asmayınız.
Geleceğin Rayları
Yapay zekânın büyük bir devrim olduğuna ve yeni bir dünyaya kapı açtığına inanan biri olarak, yeni dünyamızın dün ve bugünümüze göre daha yaşanır ve insancıl olmasını arzuladığımdan bu trenin tüm insanlık olarak doğru rayda gitmesi için çabalamamız gerektiğine inanıyorum.
En azından bu yazılık bu konunun sonuna geldik; daha ileride bu yazıda da kısa kısa değindiğim ve birçok başka konu hakkında konuşmak dileğiyle.
Eğer her ne zaman okuyorsanız; iyi günler, iyi akşamlar, iyi geceleer!
Yorumlar
Yorum Gönder